5 Haziran 2010 Cumartesi

İşte bu gülen yüz beni bağlayan böyle içten böyle gerçek. Aşk bu olsa gerek ,nice zamanlar kalbim aşktan çarpmıştı ama bu farklı diyorum kendime. Çünkü çok korkuyorum. Tümüyle bana bağlı miniminnacık böcüğüme bir şey olur diye.
Bugün Asya'nın anaokulu yılsonu gösterisine gittik (Asya Nuray'ın kızı ve Çınarımın arkadaşı) çok memnun kalmadı Çınarım çünkü migrofonla kapalı alanda bağırılmasından hoşlanmıyor yüksek sesler onu rahatsız ediyor. Gitmek üzere evden çıktığımızda komşunun bebeğini gördük onu da götürelim mi dedim hayır o tiyatrodan korkabilir dedi kendi duygusunu bu yolla ifade etti. Neyse ki gösterinin her bölümünde bağırmadılar da birkısmını izleyebildik. Asyacık harikaydı doğrusu hepimiz onunla gurur duyduk. Nasıl sahneye alışkın ve hevesli bir hali vardı. Kendini sergileme arzusu umarım bir sanat dalıyla tatmin olur gelecekte.

2 Haziran 2010 Çarşamba

Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
M.Foucault

1 Haziran 2010 Salı

okula gitmek istemiyor

Çınarım yaklaşık bir aydır tam gün anaokuluna gidiyor. Önceleri oyun grubuna gidiyordu ve diğer zamanlar ben işe gittiğimde Sakine teyzemiz yanında kalıyordu artık 2.5 yaşında oldu ve okula tam gün gidebilir diye düşündüm. Fakat tam güne başladıktan sonra okul sevgisi azaldı gitmek istemiyor. Her gün çeşitli fantaziler uydurarak götürmemi engellemeye çalışıyor. Gittiğimizde kapıda ağlıyor. Neden olarak öne sürdüğü hayaller oldukça ilginç. Örneğin bugün okulun çatısında bir ayı olduğunu iddia etti ondan korkuyormuş. Ayı filan yok demedim tabi. Onu anlayıp inandığımı gösteren cümleler kurdum. Demek okulun binasının tepesinde bir ayı var, sen de ondan korkuyorsun dedim. Kafasını salladı. Acaba ne yapabiliriz dedim. İstersen gidip ayıya birlikte bakalım. Gülerek seni yaramaz ayı ne işin var burada derim ona o da gider olur mu dedim o da olur dedi. Giyinmeye direniyorken okula gitmek için hevesle giyindi. Sonra tekrar ama okulun binasının tepesinde ayı var ben gitmek istemiyorum dedi. Ben de hımmm diyerek düşünce pozisyonu aldım. Ayılar ne sever diye sordum o da bal diye bağırdı o zaman ayıcığa bal götürelim mi bizimle o zaman arkadaş olabilir dedim. Bu fikri çok beğendi. Benim balım var yarısını ona verebilirim dedi. Sevinçle bal kutusunu aldık. Yetinmedi en sevdiği yap bozunu da ayıya götürmeye karar verdi. Elimizde bal ve yapbozla yola çıktık. Okula yaklaştığımızda okulun çatısına bakarak anne ayı gitmiş dedi. Gülmemek için kendimi zor tuttum. Demek ki gerçeklikle bağını böyle kurdu ne güzel diye düşündüm. Bal ve yap boz elimizde kaldı. O okula girdi ben bal ve yapbozla döndüm :) Bu anektot çocukları anlama konusunda annenin de eğlenerek katıldığı bir oyun, eğer ben ona hayır ayı filan yok deseydim hatta yumuşak bir şekilde canım oğlum çatıda ayı olmaz ayılar ormanda olur sen korkma deseydim direnci devam edecek mutsuz haykırışlarla okula gitmek zorunda kalacaktı.
Gelelim okula gitmek istemeyişinin gerçek nedenine birçok tahminim var doğrusu ama bunlar sadece tahmin bence esas olan onların ara oyun gerçeklikleriyle kendi gerçekliğimiz arasında köprü kuracak yaratıcılığa izin vermemiz. Elbette her zaman mükemmel olamıyoruz ama zihni ve duyguları durmaksızın eğitmeyi seçmişsek hayat anlayışı olarak mükemmel değil ama güzel olanı yapmamız mümkün.

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Özlem in(yeğenim ) önerisiyle benim de artık bir blogum var. Devam ettirebilir miyim bilmiyorum, ama başka kişilerin okuyacağını bilerek birşeyler yazmak kimsenin okumayacağı metinler yazmaktan galiba daha kolay.Bu kolaylık keyfinden geliyor. Keyifli çünkü sesini başkaları duyacak gelişigüzel ortalıkta seslenmek gibi, artık kim duyarsa...Bunda bir hikmet vardır Çınarımda olduğu gibi. Oğlumun adı Hikmet Çınar. Hikmet dede adı değil yanlış anlaşılmasın hiç bir aile büyüğünün ismi değil ben koydum bu ismi, benden bir parça hep onda yaşasın diye; çocuk yapışımız da bundan değil mi?O halde benden bir parça neden Hikmet? Öyle ya bu tozlu ve sararmış ismi hangi tavan arasından çıkardım? Belleğimin bir roman sayfasından, hocamın felsefi söyleminden, şairin ismindeki efsundan anlamının düşmek istediğim derinliğinden hepsinden damıtıp taşıdım oğluma işte. O da belki düşer diye peşine kendinin kendinin hikmetin kimbilir?????Çınar ortak kararımızdı babasıyla. Oldu mu çok mu ağır oldu? Kızar mı bize bu büyüyünce bu yük neden diye? Bilmiyorum. Ama biz sevdik bu isimleri, iktidarımız esas değil mi şimdilik tadını çıkaralım:)

28 Mayıs 2010 Cuma